Seaspiracy: Denizlerdeki Komplo

Merhaba! Bugün izlerken beni çok etkileyen Seaspiracy belgeselinin inceleme yazısını yazacağım. Aslında bu belgeseli izlediğimden beri incelemeyi düşünüyordum fakat beni bu yazıyı yazmaya iten şey geçenlerde şahit olduğum balık avı oldu. Sıradan bir tekne turundaydım ve bir anda önümde can çekişen bir balık gördüm. Oraya koşturdum ancak geri atılmasını istediğimde sert bir tepki aldım. Sonuç: Etkisiz kaldım ve gerçekten üzüldüm 15-20 tane balık sırf oradan geçiliyor diye yaşamından oldu. Büyük ihtimalle tonlarcası da turistik amaçlı bir tekne turunda yaşamından oluyor diye düşünmekten kendimi alamadım. Sonrasında ise aklıma Sespiracy belgeselinde gördüklerim geldi. Peki böylesine bir  tekne turunda bile bunca balık yaşam hakkından mahrum kalıyorsa endüstriyel balıkçılıkta neler dönüyordu?

Balıkçılık Endüstrisi

 

 

Bycatch-in-Northern-Indian-Ocean-Fisheries_GP1SUXJA_High_res-copy-1440x720

Dünyadaki en büyük ve eski piyasa sektörlerinden biri olan balık endüstrisi deniz kirliğinin en büyük sebeplerinden biri olarak tanımlanmakta. Tıklaynız

 

Belgeselde adım adım gösterilen keşif sürecinde bir sorumlu arandığını gözlemliyoruz. İlk önce sahillere plastik atıkların atılması ele alınmakta. Ali Tabrizi sahillerdeki plastik atıkları toplayarak işe koyuluyor, sonrasında ise yaptıklarının yetersiz olduğunu düşünmeye başlıyor. Çeşitli yardım kuruluşlarına yardımda bulunmaya başlıyor ancak sonrasında bu da yetersiz kalıyor ve derin bir araştırmaya girişiyor. Bu araştırmaları sonucunda Japonya’da yapılan yunus avlarını öğreniyor ama duyduklarına inanamadığı için bir de görmek istiyor ve  yola koyuluyor.

Japonya’nın Taiji kentine gittiğinde onu ilk karşılayan sıkı güvenlik önlemleri ve yayın yasağı oluyor ancak bir şekilde bunlardan sıyrılıp katliamın bir kısmını kayıt altına alabiliyor. Buradaki yunusların bazıları seçiliyor ve canlı bir şekilde yunus parklarına götürülmek üzere yakalanıyor ama av böyle devam etmiyor bundan sonrası maalesef çok kanlı. Peki bu yunus avının sebebi ne? Tabrizi bu soruya cevap ararken aynı zamanda Japonya’daki avları da takip etmeye devam ediyor ve sonunda cevabı buluyor. Yunusların yediği balıkları yakalamak için yunus nüfusunu azaltmaya çalışıyor yani resmen soykırım yapıyorlar! Belgeselin beni en çok şaşırtan ve boğazımda kocaman bir yumru oluşturan kısmı burasıydı işte. İzlerken hiç gözlerimi kapatmadım. Görmeliydim nasıl bir işkencenin içinde benim de fark ederek veya etmeyerek bulunduğumu.

YARDIM KURULUŞLARININ İÇ YÜZÜ

 

Belgesel boyunca Ali Tabrizi’nin aradığı cevaplardan birisi de neden Greenpeace, WWF gibi büyük yardım kuruluşları denizlerin kirliğinden bahsederken sadece deniz kirliğinin çok küçük bir bölümünü oluşturan plastik atıklardan bahsediyor? Ör: Plastik pipet denizlerdeki kirliliğin sadece %0,03’ünü oluşturuyor. Ama bunlara değinilirken ve dünya çapında farkındalık yaratılmaya çalışırken neden endüstriyel balıkçılığın yarattığı kirliğe ve atık fazlalığına dikkat edilmiyor? Dünya’daki deniz atıklarının büyük bir çoğunluğunu balık avında kullanılan misinalar, balık ağları gibi atıklar oluştururken bu kadar az yer kaplayan plastik atıklara daha fazla dikkat çekilmesi Tabrizi’yi rahatsız etmeye başlıyor. Bu yardım kuruluşlarına para bağışlamak istediğinizde hepsinin aslında aynı çatı altında toplandığını ve bu avları, katliamları yapanlarda kuruluşların dahil olduğunu fark ediyor. Beni en çok şaşırtan detaylardan biri de bu olmuştu. Çocukken imrenerek baktığım, orada çalışmanın hayallerini kurduğum Greenpeace’e artık eskisi gibi bakamıyorum.

 

BU SÖMÜRÜYÜ NASIL DURDURURUZ?

 

Kendisine sorduğu son soru bu oluyor Tabrizi’nin.  Aslında hepimizin cevaplamaktan kaçındığı soru da bu: Ben bu sömürüye karşıyım, doğanın böylesine katledilmesine karşıyım evet, ama ne yapacağım? Ben bir kişiyim neyi değiştiririm? Aslında bir kişi hiç de az değil. Veganlık üzerinde yaratılmaya çalışılan olumsuz algıları ve ön yargıyı bırakarak Veganlık’a bir şans verilmesi gerektiği üzerinde duruluyor. Tabrizi de vegan beslenmeye karar veriyor. Belgeselin başından sonuna kadar vegan etikten hiç bahsedilmiyor aslında, bu sebeple Tabrizi’nin vegan beslenme kararı vereceğini düşünmüyordum.

Şu an hayvancılık endüstrisinin doğaya ve insan sağlığına verdiği zararlardan ben de bahsetmeyeceğim, ancak en sonunda veganizme değinilmesi ve bir kişinin aslında ne kadar önemli olduğundan bahsedilmesi beni de çok mutlu etti. Etik değerlerine değinmeden de olsa yaptıkları bu işe sonsuz saygı duyduğumu söyleyebilirim. Belgeseli bitirdiğimde resmen bir serüvenden çıkmışım gibi hissettim. Oturup kendimle konuştuğum zaman 20 senelik hayatımda aslında tek kişi olarak doğaya ve hayvanlara ne denli zarar verdiğimin farkına vardım.

Sadece bu farkındalığa erişebilmek için izlenmeye değer olduğunu düşünüyorum.